Siyasal partilerin en büyük dayanağı ve kalıcı gücü, köklerini toprağın derinliklerine salmış olan kurumsal gelenekleri ile örgüt tabanından yetişen emekçileridir. Ne var ki Cumhuriyet Halk Partisi’nde uzun süredir gözlemlenen kurultay savaşları ve peşi sıra gelen yönetim değişiklikleri, bu köklü yapıyı sarsan köklü tasfiyelere zemin hazırladı. Kurultay sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına 177 delegenin imzasıyla aday gösterilen Muharrem İnce’nin geçerli oyların 415’ini alarak ciddi bir güç odağı haline gelmesi, parti içi güç savaşlarını körükleyen temel dönüm noktası oldu. Bu kongre sonrasında kendi konumunu korumak ve tabandaki bu dalgalanmayı bastırmak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi, parti içinde Muharrem İnce’ye yakın olduğu gerekçesiyle veya onunla hareket eden birçok nitelikli ismi hedef aldı. Partinin mutfağında, gençlik kollarında yetişmiş, örgütün tozunu yutmuş onlarca öz evlat, sırf bu siyasi rekabetin gölgesinde kaldıkları için bir çırpıda ıskartaya çıkarıldı ve yerlerine genel merkezin kendi belirlediği genel başkana sadık (!) isimler yazıldı. Bundan önce de Deniz Baykal’a yakın olduğu bilinen isimlerin tasfiyesine şehit olmuştuk.
Bu bitmek bilmeyen tasfiye süreci, parti içi dengeleri gözetmek ve koltuğu sağlama almak adına liyakat ilkelerinin nasıl hiçe sayıldığını çok kez yazdım. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde Muharrem İnce’ye yakın kadroları temizlemek amacıyla açılan bu yol, sonraki yönetimlere de kötü bir miras bıraktı. Nitekim değişim sloganlarıyla göreve gelen Özgür Özel de kurultayı kazandıktan sonra Kılıçdaroğlu’nun yöntemini birebir yineledi. Bu kez de Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın olduğu gerekçesiyle birçok isim bir kalemde dışarıda bırakıldı. Kökü, partinin tarihsel ilkelerine değil de yalnızca dönemsel çıkarlara ve bağlılık ilişkilerine dayanan gündelik isimlerin listelere doldurulması, örgütün kurumsal hafızasını ve tarihsel kimliğini yozlaştırdı. Parti içinde yıllarca emek vermiş, her basamağı tırnaklarıyla kazımış kişilerin yerine paraşütle makamlara oturtulan bu yeni figürler, partiye kalıcı bir bağlılık sunmak yerine kişisel geleceklerini ve kısa süreli çıkarlarını ön planda tuttular. Sonuçta liyakatten uzaklaşan ve sadece liderlere sadakat temelli oluşturulan bu dalkavukluk ağları, partinin bağrında derin yaralar açtı.
Örgüt bilincinden mahrum ve tabanı tanımayan bu paraşüt kadrolaşmanın siyasi faturası ise Türk demokrasi tarihine geçecek nitelikte ağır ve sarsıcı oldu. Sırf koltukları korumak adına partinin öz evlatlarının tasfiye edilmesiyle açılan boşluklar, ideolojik aidiyeti olmayan figürlerle dolduruldu. Nitekim genel seçim sürecinde CHP listelerinden Meclis’e taşınan 39 AKP’li ismin varlığı ve yerel seçimlerde halkın muhalif oylarıyla seçildikten sonra AKP saflarına katılan 36 belediye başkanının yarattığı siyasal savrulma, bu kimliksizleşmenin doğrudan bir sonucudur. Belediye meclis üyeleri de hesaba katıldığında devasa boyutlara ulaşan bu kitlesel kopuş ve saf değiştirme dalgası, sırf kendi dalkavuklarından oluşan bir ağ kurarak koltuğunu sağlama almaya çalışan liderlik anlayışının ürünüdür. Bu tablo, partinin kendi öz kaynaklarını ve liyakatli evlatlarını dışlayıp kapıları siyaset devşirmelerine açmasının ne denli büyük bir bozguna yol açtığını acı bir biçimde kanıtladı.
Sonuç olarak karşı karşıya kaldığımız bu hazin tablo; yalnızca koltuk sevdasıyla örülen dalkavukluk ağlarının, ilkeli ve köklü siyasetin yerini nasıl gasp ettiğini açıkça göstermektedir. Gündelik çıkarlar peşinde koşanların, partinin asıl emekçilerini çiğneyerek makam koltuklarına konması, seçmenin iradesine vurulmuş en büyük darbelerden biridir. Kendi evlatlarını yok sayıp dışarıdan kurtarıcı ya da yandaş arayan bu sakat mantık sürdürüldüğü müddetçe, siyasal yapı omurgasını kaybetmeye mahkum kalacaktır. Kurumsal aidiyeti olmayan, makamlara paraşütle indirilen isimlerin ilk fırsatta saf değiştirdiği bu düzen değişmedikçe, taşıma suyla dönen bu değirmen, ilk rüzgarda yön değiştiren siyaset tüccarlarını üretmeye ve partinin geleceğini tüketmeye devam edecektir.
BERK ŞİMŞEK
08.10.2026