Uluslararası ilişkilerde bazı gelişmeler vardır; haber olur, konuşulur, sonra unutulur. Ama unutulan şey sahadan silinmez. Orada kalır, büyür, şekil değiştirir. Bugün İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim tam olarak böyle bir yerde duruyor. Bu bir söylem krizi değil. Bu, sahada adım adım ilerleyen ve doğrudan Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren bir süreç.
Önce bölgeye bakalım. Son aylarda İsrail, Lübnan ve Suriye topraklarında fiili işgalle sınırlarını genişletti. Bölge haritası değişti. Dünya izledi. Uluslararası toplum birkaç kınama açıklamasıyla yetindi, Türkiye de dahil. Bir devlet uluslararası hukuku çiğneyerek komşusunun toprağını alıyor ve karşılık yok. Bu bir boşluk değil, bu yeni bir düzen. Büyük güçlerin göz yumduğu, küçüklerin alışmak zorunda bırakıldığı bir düzen.
Şimdi gelelim işin Türkiye kısmına. İsrail’in son dönemde Türkiye’ye yönelik açıklamaları ve dolaylı hamleleri, basit bir gerilimin ötesine geçti. Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye bilinçli olarak provoke mi ediliyor? Eğer bu soruyu soruyorsak, ortada sıradan bir kriz yoktur. Böyle bir ülkenin çatışmanın içine çekilmesi, sadece iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi etkiler. Karşı taraf bunu biliyor. Ve biliyor ki Türkiye sert tepki verirse uluslararası arenada yalnız kalır, vermezse sahada köşeye sıkışır. Bu bir tuzak mantığıdır.
Bu sürecin bir de görünmeyen tarafı var; algı savaşı. Sahada olan kadar, dünyaya nasıl anlatıldığı da belirleyici. Kim güçlü görünüyor, kim savunmada kalıyor, kim saldırgan ilan ediliyor? Bugün savaşlar sadece sahada kazanılmıyor. Zihinlerde kazanılıyor. Türkiye bu alanda ne kadar aktif? İşte asıl tartışılması gereken nokta bu.
Büyük güçlerin ve uluslararası kurumların sessizliği ya da taraflılığı bu denklemin en kritik unsurudur. Kınama bildirgeleri tansiyonu düşürmez; aksine “bedel yok” mesajı verir. Bedelsiz her ihlal bir sonrakinin davetiyesidir. Bunu Ege’de de gördük, bugün Ortadoğu’da da görüyoruz.
Türkiye için bu mesele bir dış politika başlığı değildir. Doğrudan bir milli güvenlik meselesidir. Türkiye gerektiğinde sahada da masada da gereken karşılığı verecek güce sahiptir. Ama mesele sadece güç değil. O gücü ne zaman, nasıl kullandığındır. Duygusal refleksler tuzağa götürür. Soğukkanlılık ise oyunu bozar.
Unutulmaması gereken bir şey var; büyük krizler bir anda çıkmaz. Küçük adımların birikmesiyle oluşur. Bugün görmezden gelinen her ihlal, yarının krizine zemin hazırlar. Bu yüzden mesele sadece bugün yaşananlar değil, yarın neye dönüşeceğidir.
Ve en basit gerçek şudur; sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizliğin bir bedeli vardır. Ve o bedeli her zaman susan öder.
BERK ŞİMŞEK
30.04.2026