Türkçede bazı kavramlar vardır; kağıt üstünde nettir ama sahada anlamını kaybeder. Egemenlik de onlardan biri. Lozan ve Paris Antlaşmaları’na baktığınızda, Ege’de hangi ada, adacık ve kayalığın kime ait olduğu açıkça yazılıdır. Eşek Adası da bu çerçevede Türkiye’ye bırakılmış bir topraktır. Hukuki durum nettir, tartışmaya kapalıdır. Şimdi sahaya bakalım.
23 Kasım 2017’de Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı çıkıp Eşek Adası’na gidiyor. İzinsiz. Yetmiyor, mangal yakıyor. Bizim toprağımızda. Türkiye sessiz. Medya sessiz. Devamında Yunanistan bayrak dikiyor, belediye kuruyor, hapishane inşaatı başlatıyor. Türkiye yine sessiz. Meclis’te araştırma önergesi veriliyor, reddediliyor. Dışişleri’ne soru soruluyor, cevap yok. Kendi toprağında mangal yakılan bir ülkenin refleksi bu mu olmalı?
“Bir kaya parçasından ne olacak?” diyenler çıkar. Aynı cümle 1996’da da kurulabilirdi. Ama kurulmadı. Çünkü Kardak Krizi bize şunu öğretti: mesele taşın büyüklüğü değil, egemenliğin kendisidir. Bir santimetreyi tartışmaya açtığınızda gerisi çorap söküğü gibi gelir. Toprak ya senindir ya değildir. Arası yoktur.
O günden bu yana tablo daha da ağırlaştı. Lozan ve Paris Antlaşmaları’na göre silahsızlandırılmış statüde olması gereken adalar bugün fiilen silahlandırılmış durumda. Patriot sistemleri, savaş uçakları, askeri üsler. Bunlar artık emekli subayların, gazetecilerin, muhalefet milletvekillerinin değil, Yunanistan’ın kendi açıkladığı gerçekler. İhlal tartışmalı değil, fiilen yaşanıyor. Dedeağaç ise artık bölgesel bir lojistik merkeze dönüştürülmüş; Türkiye’nin hemen karşısında sürekli beslenen bir askeri kapasite. Buna bir de Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ve Yunanistan’ın bölgede kurduğu yeni askeri iş birlikleri eklenince ortaya çıkan tablo şudur: bu tek taraflı adımlarla sürekli ileri taşınan bir sınırdır.
Biz ne yapıyoruz? İzliyoruz.
Süleymaniye hadisesinde de izledik. Çuval Olayı’nda da. Sahada geri adım atıp nutukta “Mavi Vatan” diyoruz. Bu ikisi yan yana duramaz. Bir doktrin ortaya koyuyorsanız onu sahada da savunmak zorundasınız. Aksi halde söylemle gerçeklik arasındaki uçurum büyür, ciddiyet yok olur.
Uluslararası ilişkilerde boşluk olmaz. Sen doldurmazsan başkası doldurur. Bedel ödetilmeyen her ihlal, bir sonrakinin daveti olur. Karşı taraf bunu biliyor. Sessizliğimizin dilini çok iyi okuyor.
Eşek Adası küçük olabilir. Ama üzerindeki bayrak küçük bir mesele değildir. O bayrak bir semboldür. Ve o sembolün söylediği şey nettir: “Sen ses çıkarmazsan, ben devam ederim.”
BERK ŞİMŞEK
29.04.2026