Gelecek Seçimler ve Erdoğan Sonrası

Gelecek Seçimler ve Erdoğan Sonrası

Cumhuriyet Halk Partisi’nin son dönemde yaşadığı iç tartışmaların partiye ciddi zarar verdiği yönünde yorumlar yapılıyor. Ben bu görüşe tam olarak katılmıyorum. Evet, parti içerisinde bir kırılma ve memnuniyetsizlik olduğu açık. Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve dönme ihtimali bile birçok CHP seçmeninde tepki oluşturuyor. Fakat sandık günü geldiğinde aynı seçmenin yine gidip CHP’ye oy vereceğini düşünüyorum.

Çünkü Türkiye’de seçmen davranışı artık büyük ölçüde kimlikler üzerinden şekilleniyor. İnsanlar çoğu zaman bir partiyi çok sevdikleri için değil, karşı tarafta görmek istemedikleri siyasi anlayışa karşı oy kullanıyorlar. Bu nedenle CHP’nin oylarının yüzde 25’in altına düşeceğini düşünmüyorum. Aynı şekilde AKP’nin de son yıllarda oy kaybetmiş olmasına rağmen ana gövdesini koruduğunu düşünüyorum. Bugün seçim olsa CHP ile AKP arasında yakın bir yarış görebiliriz ancak yine de AKP’nin birkaç puan önde olabileceğini düşünüyorum.

Bu tabloda asıl hareket alanı küçük ve orta ölçekli partilerde oluşacaktır. Zafer Partisi’nin belirli bir seçmen kitlesini koruyacağını düşünüyorum. Aynı şekilde Fatih Erbakan’ın liderliğindeki Yeniden Refah Partisi de kendisine ait bir alan oluşturmuş durumda. Buna karşılık Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi ile Ali Babacan’ın DEVA Partisi’nin artık bağımsız bir siyasi ağırlık oluşturabildiğini düşünmüyorum. Hatta önümüzdeki dönemde bu yapıların kendi oylarıyla büyümekten çok, başka partilerin listelerinden milletvekilliği elde etmeye çalışacaklarını düşünüyorum.

Fakat bana göre asıl ilginç soru meclis dağılımı değil, Erdoğan sonrası dönemde cumhurbaşkanlığı yarışının nasıl şekilleneceğidir. Burada dikkatle takip ettiğim isimlerden biri Hakan Fidan’dır. Bunun nedeni yalnızca bugün Dışişleri Bakanı olması değildir. Hakan Fidan uzun yıllar MİT Müsteşarlığı yapmış, devletin güvenlik bürokrasisinin en kritik noktalarında görev almış bir isimdir. Devletin nasıl çalıştığını, kurumlar arasındaki dengeleri ve uluslararası güç mücadelelerini yakından bilen bir kadronun içerisinden gelmektedir.

Türkiye siyasetinde devlet tecrübesi her zaman önemli olmuştur. Deniz Baykal yalnızca bir parti genel başkanı değildi. Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, devlet yönetiminin farklı kademelerinde sorumluluk almış deneyimli bir devlet adamıydı. Bu tür görevler kişiye yalnızca siyasi tecrübe değil, kriz anlarında devlet refleksinin nasıl çalıştığını da öğretir.

Benzer şekilde Hakan Fidan’ın kariyeri de yalnızca diplomatik temaslardan ibaret değildir. MİT Müsteşarlığı döneminde istihbarat, güvenlik, bölgesel dengeler ve devletler arası güç mücadelelerinin merkezinde yer aldı. Dışişleri Bakanlığı döneminde ise bu birikimi diplomatik zemine taşıdı.

Daha önceki yazılarımda ve videolarımda savunduğum hinterland (etki alanı) genişletme stratejisi de aslında tam olarak burada devreye giriyor. Türkiye son yıllarda Asya Türk dünyasında, Afrika’da, Somali’de, Libya’da ve farklı bölgelerde yalnızca askeri değil; eğitim, ticaret, kalkınma ve insani yardım temelli bir etki alanı oluşturmaya çalıştı. Maarif Vakfı, TİKA projeleri, askeri eğitim iş birlikleri ve ekonomik ortaklıklar bunun parçalarıdır. Türkiye Batılı sömürgeci modellerin yaptığı gibi kaynakları çekip alan değil, bulunduğu bölgede kalıcı nüfuz oluşturmaya çalışan bir yöntem izlemeye çalışmaktadır.

Bu nedenle ben yıllardır televizyonlarda anlatılan “82 Kerkük, 83 Musul” gibi hamasi sloganlardan çok, sahada kurulan bu nüfuz alanlarını daha değerli buluyorum. Çünkü bir ülkenin etkisi yalnızca haritadaki sınırlarıyla değil, sözünün geçtiği coğrafyalarla da ölçülür.

Suriye politikasında geçmişte ciddi hatalar yapıldığını düşünüyorum. Özellikle ilk dönemdeki aşırı iyimser ve ideolojik yaklaşımların Türkiye’ye maliyeti oldu. Fakat zaman içerisinde sahadaki gerçeklere dönüldüğünü, daha rasyonel bir çizgiye geçildiğini görüyoruz. Son dönemde yaşanan Ortadoğu ve İran krizlerinde Türkiye’nin soğukkanlı kalması, tarafları itidale çağırması ve denge siyaseti yürütmesi bana göre uzun zamandır özlenen devlet aklının yansımasıdır.

Bu dış politika çizgisinin mutfağındaki önemli isimlerden biri de Hakan Fidan’dır. MİT Müsteşarlığı döneminde sahadaki dengeleri, istihbarat ağlarını ve bölgesel ilişkileri yakından takip eden isimlerden biriydi. Dışişleri Bakanlığı döneminde ise bu zemini diplomatik alana taşımaktadır.

Tarihe baktığımızda bazı liderlerin yükselişleri yıllar öncesinden işaret vermeye başlar. Erdoğan siyasi yasaklı olduğu dönemde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile görüştü. Bu durum birçok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı çünkü alışık olduğumuz bir durum değildi. Bugün de Hakan Fidan’ın Putin ile doğrudan görüşme yapması dikkat çekicidir. Burada almamız gereken bir mesaj mı vardır? Belki de Rusya, Erdoğan sonrasında Hakan Fidan’ın liderliğini destekliyor olabilir.

Elbette bunların hiçbiri tek başına bir kişinin gelecekte cumhurbaşkanı olacağını kanıtlamaz. Ancak Erdoğan sonrası dönemde adı en güçlü biçimde konuşulacak isimlerden birinin Hakan Fidan olacağını düşünüyorum. Acaba bu senaryoda Erdoğan’ın bırakacağı siyasi mirası taşıyabilecek mi? Şahsen Erdoğan’ın oğlu veya damadı olacağına Fidan’ın mirasa konmasını yeğlerim. Buna karşılık CHP’nin adayı kim olacak?

BERK ŞİMŞEK
21.06.2026

Berk Şimşek

Berk Şimşek'in resmi web sitesi. Bu web sitesinde Berk Şimşek'e ait özgeçmiş, siyasi faaliyetler, çeşitli konularda fikir yazıları ve videolar bulacaksınız.