Cumhuriyet Halk Partisi’nde mutlak butlan kararı sonrasında ortaya çıkan tabloyu günlerdir televizyonlardan, sosyal medyadan ve parti içinden gelen açıklamalardan takip ediyoruz. Görünen o ki CHP bugün fiilen iki ayrı kampa bölünmüş durumda. Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi bulunuyor. Onların iddiası açık: “Mahkeme kararıyla göreve geldik. Yeni kurultay yapılana kadar yetki bizdedir.” Diğer tarafta ise Özgür Özel ve ekibi var. Onlar da “Biz seçilmiş yönetimiz. Mahkemenin bu kararını tanımıyoruz” diyorlar.
Peki bütün bu tartışmanın halka yansıması nedir? Asıl soru budur. Çünkü siyasetçinin kendi iç kavgasından çok, vatandaşın gördüğü tablo önemlidir. Öncelikle CHP tabanına şu soruyu sormak gerekiyor; Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkan olmasına isme mi itiraz ediyorsunuz, yoksa usule mi?
Eğer itirazınız ismeyse, ortada cevaplanması gereken başka sorular var. Bu kişi yıllarca partinin genel başkanlığını yaptı. On üç seçim kaybetmesine rağmen görevde kaldı. Daha iki yıl önce “Türkiye’nin umudu” denilerek cumhurbaşkanı adayı gösterildi. Miting meydanlarında %60 ile seçimlerin kazanılacağı söylendi. O halde iki yılda ne değişti? Dün ülkenin kurtuluşu olarak sunulan bir isim bugün neden kabul edilemez hale geldi?
Eğer itirazınız usuleyse, bunu daha anlaşılır buluyorum. Çünkü ortada tartışmalı bir yargı kararı olduğu açıktır. Fakat burada da başka bir gerçek var. CHP’ye dışarıdan atanmış bir kayyum söz konusu değildir. Mahkeme partiyi bir AKP yöneticisine ya da devlet tarafından belirlenmiş bir isme teslim etmiş değildir. Tartışmanın merkezindeki isim yine CHP’nin eski genel başkanıdır. Üstelik mahkeme kararı da “Kılıçdaroğlu bu partiyi sonsuza kadar yönetecek” demiyor. Söylenen şey şudur; Yapılan kurultayda usulsüzlük iddiası vardır. Bu nedenle aynı delegelerle yeniden seçim yapılmalıdır. Tartışmanın özü budur.
Bu noktada Özgür Özel cephesinin yeniden kurultay istemesi son derece doğaldır. Ancak aynı şekilde Kılıçdaroğlu cephesine de şu soru sorulmalıdır; Madem ki kurultayın şaibeli olduğunu düşünüyordunuz, madem delegelerin baskı altında (!) oy kullandığını söylüyordunuz, o halde yeniden seçime girin. Aynı delegelerin karşısına çıkın. Gücünüze güveniyorsanız yarışın. Kazanırsanız zaten kimsenin söyleyecek sözü kalmaz. Eğer derdiniz demokrasi ise, buyurun sandık orada.
Bir de madalyonun öbür yüzü var. Bütün bu kavga gerçekten fikir ayrılığı mı, yoksa yalnızca koltuk kavgası mı? Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında hangi temel siyasi konuda ciddi bir ayrışma var? Avrupa Birliği konusunda farklı mı düşünüyorlar? NATO konusunda farklı mı düşünüyorlar? Türkiye’nin temel dış politika meselelerinde farklı mı düşünüyorlar? Parti çizgisi konusunda birbirlerinden ne kadar ayrılıyorlar? İkisi de Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’ya selam gönderiyor. İkisi de Dersim Olaylarında devleti suçlu buluyor. İkisi de şeyh saide hain diyemiyor. Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Bekaroğlu, Canan Kaftancıoğlu, Yüksel Taşkın, Cihangir İslam, Sayek Böke, Sadullah Ergin gibi isimlerin partinin yetkili organlarında bulunmasına ve son seçimde AKP’den CHP’ye monte edilen 35 milletvekiline kadar ikisinin de ayrı olduğu tek bir konu yok.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki tartışmaya dışarıdan bakan sıradan bir vatandaşın aklına gelen tam olarak bu olmalıdır. Eğer ortada büyük bir fikir ayrılığı yoksa, bu kadar sert kavganın sebebi nedir? Cevap koltuk kavgasıdır. Senelerce AKP’yi iktidarda tutmayı ve Atatürkçüleri partiden tasviye etmeyi kendisine görev edinen Kemal Kılıçdaroğlu, bu görevi üstlenmeyi senelerdir bekleyen ve göreve gelir gelmez AKP’nin ekmeğine mesir macunu süren Özgür Özel ile koltuk kavgası yaşıyor. Dertleri ne iktidar, ne de parti.
Yoksa seçmen için ha Özgür, ha Kemal. Al birini, vur ötekine.
BERK ŞİMŞEK
14.06.2026
