İran Olaylarının Perde Arkası: Hedef Aslında Çin mi?

İran Olaylarının Perde Arkası: Hedef Aslında Çin mi?

Türkiye’nin temel sorunlarını ele aldığım bir video kaydedip Youtube’te paylaşmıştım. Videonun gördüğü yoğun ilgi üzerine, bu sürecin bir devamı niteliğinde olan İran olaylarını derinlemesine incelemek istedim. Birçok mecrada bu konu konuşulsa da, mesele genellikle yüzeysel ve sadece bugüne odaklanarak anlatılıyor; oysa bu durumu çok daha geniş bir perspektifle ele almak şart. Aslında bugün yaşananları ben yaklaşık altı yıl öncesinden öngörmüş ve anlatmıştım. Tekrar anlatma ihtiyacı hissetmemin sebebi, perde arkasındaki asıl amacın hala tam olarak idrak edilememiş olmasıdır.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu zorluklar, aslında yaklaşık 150 yıldır devam eden bir oyunun parçasıdır. Sykes-Picot’tan Sevr’e kadar uzanan gizli ve açık anlaşmalarla ülkemizin demografik yapısı ve siyasi haritası değiştirilmeye çalışıldı. Bugün İran’ın başına gelenler, bizim yaşadıklarımıza oldukça benzer; çünkü perde arkasındaki asıl aktörler aynı odaklardır. Ancak burada, genel anlatıların dışında çok kritik bir nokta var: ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşlarının ulaştığı yeni boyut.

Etrafımıza baktığımızda tam bir savaş cehennemi görüyoruz ve Türkiye, bu ateş çemberinin ortasında cennetten bir parça gibi duruyor; bu yüzden vatanımızın kıymetini bilmeliyiz. Konuya odaklanmadan önce bunu yazmasam olmazdı. Bunun çok değerli olduğuna inanıyorum.

Küresel ölçekte ABD ile yükselen Çin arasında, adına tam olarak “soğuk savaş” diyemeyeceğimiz ancak vekalet savaşları üzerinden yürüyen sert bir ticaret savaşı yaşanıyor. Tıpkı geçmişte Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında olduğu gibi, bugün de “yılanın başını küçükken ezme” mantığıyla Çin’in yükselişi durdurulmak isteniyor. Çin’e doğrudan bir müdahale şu an söz konusu olmasa da, sistem “can damarlarını kesme” üzerine kurulu. Çin’in ihtiyaç duyduğu petrol, altın, değerli metaller ve çipler gibi stratejik kaynaklara erişimi engelleniyor. Bu strateji önce Venezuela’da uygulandı, bugün ise aynısını İran üzerinde görüyoruz. İran üzerinden Çin’e uzanan devasa ticaret ağını yok etmek asıl hedeftir. Yani burada bir taşla iki kuş vuruluyor: Hem Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet ediliyor hem de asıl rakip olan Çin’e darbe vuruluyor.

Gelecek projeksiyonuna baktığımızda ise durumun ciddiyeti daha da artıyor. Birçok yorumcu her çatışmada “3. Dünya Savaşı başladı” dese de, asıl kırılma noktası dünya nüfusunun en yoğun olduğu bölgelerde yaşanacak. Gerçek bir küresel savaşın patlak vereceği yer, Çin ve Hindistan’ın karşı karşıya geleceği, Endonezya ve Pakistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerin de dahil olacağı Pasifik bölgesidir. Bu konuyu daha önce detaylı yazdığım için kısa kesiyorum.

Bu süreçte Avrupa, Ortadoğu veya İran savaşın direkt bir parçası olmayacaktır. Türkiye ise kesinlikle bu çatışmaların dışında kalmalı, arabulucu pozisyonunu korumalı ve savunma sanayii üzerinden (örneğin drone satışı) ekonomik güç kazanmaya odaklanmalıdır. Tarih, İran-Irak savaşı örneğinde olduğu gibi, savaşanların değil, onlara silah satanların kazandığını göstermiştir. Türkiye, toprak genişletmekten ziyade (82 Kerkük, 83 Musul mantığıyla değil), askeri üsleri ve stratejik yatırımlarıyla hinterlandını ve nüfuz alanını genişletmelidir. Libya ve Somali’deki varlığımız bu açıdan hayati önemdedir.

Dünya sahnesindeki bloklara baktığımızda; bir tarafta Çin, diğer tarafta ise onu çevrelemeye çalışan ABD, İngiltere, Rusya, Hindistan ve Japonya gibi güçleri görüyoruz. Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesi ordusunun büyük kısmını Çin sınırında tutması, demografik bir istila korkusundan kaynaklanıyordu. Ayrıca kişisel bir öngörüm olarak; Tayvan meselesinde nihai egemenliğin uzun vadede Japonya’ya geçeceğini düşünüyorum. Çin’in yanındaki en güçlü müttefik ise Hindistan ile kadim bir husumeti olan ve aynı zamanda Türkiye’nin de sarsılmaz dostu olan Pakistan’dır.

Sonuç olarak; jeopolitik okumalarımızı doğru yapmalı ve olayları birbirine bağlayabilmeliyiz. Altı yıl önce söylediklerimin bugün gerçekleşmesi gibi, bu yeni öngörülerimin de zamanı geldiğinde anlaşılacağına inanıyorum. Amacım, bu büyük resme bakarak en azından birkaç kişinin daha gözünü açabilmektir.

BERK ŞİMŞEK

23.03.2026